Simurg Efsanesi…

Anasayfa >Hollanda Haberler > Simurg Efsanesi…

Simurg Efsanesi…

Neyi Arıyorsan O’sun Sen!…

Merhaba değerli dostlar!..

Hayırlı Ramazanlar diler, önümüzdeki bayramınızı kutlar,
Allah’tan sağlık, afiyet, huzur ve iki cihan saadeti niyaz ederim.

Öyle değil mi?…

Çocukluğumuzdan beri hayatın anlamını düşünür, arar
dururuz yılmadan, usanmadan.

Hatta bilmediğimiz hâlde bir şeyleri özler, arar,
sorarız. Suya hasret ama suyu bilmeden, susamış kavruk dudaklarla aramak…

Peki herkes böyle mi?..

Bayağı, ucuz işlerin peşinden gidenler de var bu kervanda
değil mi?..

Bütün varoluşunu, “Ekmek Davası” diyerek kulluktan
çaldığı işine adayanlar…

Dam üstüne dam, mal üstüne mal yığıp gece-gündüz
sayanlar…

Bütün itibarını makam ve servetinden alarak- bunlarında
birer imtihan olduğunu unutup- güce, ihtişama tapanlar… onlarda nefes alıyor,
eğleniyor, yemek yiyor ve def’i hacet edip sevinçli mutlu yaşıyorlar(!)…

Herkes himmetine, gayesine, davasına bir bakmalı. Çünkü o
arayıp durduğumuz hakikat/ hikmet, sır, insanın aslı, kendisiymiş meğer. Çünkü:
“Neyi arıyorsan O’sun sen.”

“SEN

Can konağını aramadaysan, cansın;

Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin,

Bir damla su arıyorsan susun,

Zulmün peşindeysen zalimsin,

Aşkı arıyorsan âşıksın,

Gönlün neye kapılmışsa O’sun sen.

Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir:

Neyi arıyorsan O’sun sen.”

Mevlânâ Celaleddini Rûmi.

İbn-i Arabi, (Fusesil Hikem’de)

Musa’nın (as.) üşümesi ve yolunu bulması için ateşi
arzulamasını,

Allahın Eymen vâdisinde O’na ateşten hitap etmesine sebep
gösterir.

Yâni, aradığı şey, ihtiyacı ateş idi. Ateş üzerinden
Allah tecelli etti.

Biz neyi arıyor, arzuluyor, özlüyorsak, dünyada da, ukbada
da onunla olacağız.

O’nun (cc.) Zâtı hakkında zannımız/kanaatimiz ne ise,
bize de öylece tecelli edecektir.

“Allah tecellisi, Musa’nın ateşi gibidir ki

Onu kendi dileğinin aynı gördü.

Halbuki ateş şeklinde beliren şey İlâh idi.”

Peki biz neyin peşindeyiz?…

Günlük aktüel yaşamımızdaki merkeze aldığımız şey
nedir?..

Yüce tefekkür ve insanlığın derdiyle dertlenmek mi?..
İşte Hz. Muhammed (sav.) efendimizi Hira’ya çıkaran sebep bu arayıştı. Varlık
sorgusu. Kulluk vazifesi. Allah aşkı ki Mekkeliler, “Muhammed Rabb’ine aşık
olmuş. Onun için Hira’ya gidiyor” diyorlardı. İnsanlığın kaygısı. Zulüm ve küfrün
karanlığına karşı bir ışık/nur aramaktı, nitekim Cebeli Nur’da buldu.

Bizi oyalayan, aldatan şeyler nedir?..

Yoksa günlük TV’lerde siyasilerin ve onların sihirbazları
medyanın oluşturduğu basit, yalan/sahte meseleler mi?..

Cahiliyet hamiyeti ile bir ömür ergenlik çağındaki
gençlerin hamaseti gibi kuru, faşizan sloganlarla tatmin olmak mı?..

Daha fenası, “falanca şunu dedi, filanca bunu yaptı” gibi
başkalarının dedikodusuyla mı ömür tüketeceğiz?..

Biz bu hayatın ve hakikatin neresindeyiz?..

Yirmi yıl önce (Türkiye’de) bir duvar tablosundan aklımda
kalan sözler:

– BÜYÜK İNSANLAR FİKİRLER İLE

– ORTA İNSANLAR OLAYLAR İLE

– KÜÇÜK İNSANLAR DA İNSANLAR İLE (dedikoduyla) MEŞGUL
OLUR.

Ve Hollanda’ya geldik. O zaman bir grup gencin bir
arabanın etrafına toplanmış, işi teknik ve haberi bilgi olmaktan öteye götürüp,
derin derin uzun uzun jant muhabbeti yapmaları bana çok garip gelmişti. Tabii
sonra alıştık.

Şimdi beraber bir hakikat yolculuğuna çıkalım. Janta,
tekere, tezeğe, buğdaya takılmadan, Yunus Emre gibi nefese talip olup, “Simurg”
gibi bu yolculuğu başarabilecek miyiz?…

Hikâye bu ya…

Efsaneye göre, kuşların hükümdârı olan, her şeyi bilen
Simurg (Zümrüd-ü Anka ve Batı’da Phoenix olarak da bilinir.) Kaf Dağı’nın
tepesinde, bilgi ağacında yaşar, öleceğini hissettiği zaman ağaç dallarına
yuvasını yapar, Güneş dalları yaktığında da dallarla birlikte yanar ve
küllerinden yeniden doğarmış.

Bütün kuşlar, Simurg’un bilgeliğine inanır, işler ters
gittikçe Simurg’un onları kurtaracağını düşünür, onu bekler dururlarmış. Ancak
içlerinden onu gören hiç olmamış, bir süre sonra kuşlar da ondan umudu
kesmişler. Ta ki kuşlardan biri uzak bir ülkede Simurg’un kanadından bir tüy
bulana kadar. Onun var olduğuna inanan bütün kuşlar toplanmış ve Simurg’u bulup
yolunda gitmeyen şeyler için ondan yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Kaf Dağı’na ulaşmak için 7 dipsiz vadiyi geçmeleri
gerekiyormuş. Bu 7 vadiyi geçmek öyle zormuş ki bir sürü kuş yolda telef olmuş,
kaybolmuş.

1. Vadi, kuşların isteyebileceği her şeyin bulunduğu
“İstek Vadisi”. Burada, birçok kuş her şeye sahip olabilmenin büyüsüne kapılıp
kaybolmuş.

2. Vadi, gözlerinin sisle kaplandığı, gördükleri
şekilleri birer sülün, birer kuğu sandıkları “Aşk Vadisi”. Burada, kuşların
sisten ve güzelliklerine kapıldıkları kuğulardan, sülünlerden gözleri kör
olmuş, birçok kayıp vermişler.

3. Vadi, her şeyin gözlerine güzel göründüğü “Cehalet
Vadisi”. Buradan geçerken bazı kuşlar hiçbir şeyi önemsememeye başlamış,
önemsemedikçe düşünmemiş, düşünmedikçe unutmuşlar, Simurg’u bile unutmuşlar,
unuttukça yükleri hafiflemiş ve gülümsemeye başlamışlar…

4. Vadi, gittikleri yolun, amaçlarının anlamsız göründüğü
“İnançsızlık Vadisi”. Burada kuşlar Simurg’u bulamayacaklarını, yolda
öleceklerini düşünmeye başlamış. O kadar yolu boşuna gittiklerini düşünen
kuşlar, geri dönmüş.

5. Vadi, hepsinin kendini yalnız başına hissettiği
“Yalnızlık Vadisi”. Bu vadiden geçerken kuşlar yalnızca kendini düşünmeye
başlamış. Bazıları kendi başlarına hareket edip yönlerini kaybetmişler, kendi
için avlanmaya gidip büyük hayvanlara yem olmuşlar.

6. Vadi, Simurg hakkında birçok fısıltıların yayılmaya
başladığı “Dedikodu Vadisi”. En arkadaki kuştan en öndekine doğru Simurg ile
ilgili bir sürü dedikodu gelmiş en sonunda en öndekine Simurg’un toprak olduğu,
gitmelerinin bir anlamı olmadığı söylenmiş. Bunu duyan birçok kuş doğru olup
olmadığını hiç önemsemeden, yolundan vazgeçip geri dönmüş.

7. Vadi ise “Ben(lik)/Ego Vadisi”. Burada her kuş ayrı
bir şey söylemeye başlamış, biri diğerinin kanadını beğenmemiş, diğeri her şeyi
bildiğini iddia etmeye başlamış, yanlış yoldan gidildiği söylenmiş… Hepsi bir
şey söylüyormuş ve kendi söylediğinin doğru olduğunu kabul ettirip lider olmaya
çalışıyormuş. Böylece vadiyi geçip “ben” düşüncesinden uzaklaşana kadar en öne
geçmek için birbirlerini ezip durmuşlar.

Nihayet Kaf Dağı’na vardıklarında sadece 30 kuş kalmış.
Bu zorlu vadileri aşmayı başaran 30 kuş yuvaya vardıklarında sırrı çözmüş:
Farsça “si” otuz, “murg” ise kuş demekmiş. Yani, arayışı tamamlayan bu 30 kuş,
aslında aradıkları şeyin ta kendisiymiş. Bilgeliğe giden yol, aslında
kendilerine yaptıkları bir yolculukmuş.

Bu hikâyedeki 7 vadi, bizim de hayatımızda
karşılaştığımız birçok zorluk ve imtihanı temsil ediyor. Başarıya ulaşmak için,
nefsine hâkim olup, bencillik ve şüpheden kurtularak, sabır, inanç ve tevekkül
ile yola revan olmayı öğütlüyor.

Ve belki de en önemlisi; sayılara bakmadan hak bildiğin
yolda, arkana da bakmadan aşk ve şevk ile sevgiliye doğru kanat çırpa çırpa,
hatta kanatları kıra kıra gitmeyi öğretiyor.

Bu kutlu ve zorlu yolun sonunda kendilerini bulma veya
görmeleri, özlerindeki cevherin -sîretin- süreç içinde işlenip sûrete dönmesini
göstermektedir.

İşte küllerinden yeniden doğan Simurg’un hikâyesi bu
imiş.

Selam olsun!… dünyanın albenisine kanmayan, inandığı
davayı güce ve ihtişama satmayan, yürürken gelen var mı deyip arkasına
bakmayan, tereddütsüz, fütursuz ve zalimden de korkmayan; yiğit Simurg’lara
selam olsun.                                      ◄◄                                              

Het bericht Simurg Efsanesi… verscheen eerst op Dogus.

View full post on Dogus

Tags: ,