Doğuş 250. Sayı ve 20. Yıl

Anasayfa >Hollanda Haberler > Doğuş 250. Sayı ve 20. Yıl

Doğuş 250. Sayı ve 20. Yıl

Bu ay, Doğuş gazetemizin 250. sayısını çıkarırken,
geçenlerde ben de kendi gazete arşivimi düzenledim. Mayıs 2012 yılında
başladığım kendi Doğuş serüvenimde, 7. yılı doldurduğumu fark ettim. O tarihte
çıkan gazeteden bugün köşe yazarı olarak sadece H. Kerim Ece ile ikimiz
kalmışız. Diğer yazarlar bir vesile ile ayrılmışlar.

Doğuş ile yolumun kesişmesi ise açıkçası nasıl oldu
bilmiyorum. Bir gece vakti sevgili dost, mekânı cennet olsun Fuat Nurlu
abimizden bir mail aldım ve bir makale yazıp yazamayacağımı sormuştu. Ben de
ilk yazımı gönderdikten sonra benden fotoğraf da isteyerek aylık yazmamı rica
etti. Ortak tanıdığımız bir arkadaşa, ‘kendisinin mi teklif ettiğini’
sorduğumda öyle olmadığını duyduğumda, Fuat abinin kendi inisiyatifiyle olduğu
sonucuna varmıştım (Ayrıntılı bir Fuat Nurlu yazısı inşallah Ekim ayına.)
Akabinde Yayın Kurulu çalışmaları başladı ve bugünlere kadar geldik.

250. sayıyı çıkarıyoruz ve açıkçası çok küçük ve yaş
ortalaması oldukça ileri arkadaşlarla gazete elinize ulaşıyor. Burada gazeteyi
övmeye hiç gerek duymuyorum çünkü ‘takdir’ göreceli bir değerlendirme şekli.
Birinin beğendiğini doğal olarak başkası beğenmeyebilir. En azından şunu
rahatlıkla söylemek isterim: YK (Yayın Kurulu) olarak sorunlu olarak gördüğümüz
bir sürü konuyu gündeme getirdik ve getirmeye de devam ediyoruz. Elimizde bir
bayrak var ve bu bayrağı genç arkadaşlara devretmek istiyoruz.

Aylık toplantılar yapıp çıkan gazeteyi ve önümüzdeki
sayıların dosya konularını görüşüp görev dağılımı yapıyoruz. 20. yılı
kutladığımız için paneller yapıyoruz ve bu işlerin hiç de kolay olmadığını
yakından müşahede ediyoruz. Ama açıkçası YK’daki arkadaşlardan kimsenin
yüksündüğüne şahit olmadım. Herkes canla başla çalışıyor ve her panelden sonra
büyük bir zevk alındığına şahit oluyorum.

YK’daki arkadaşların tamamı, 1980-1990 yıllarını
sinesinde hissetmiş arkadaşlardan oluşuyor. O yılları şu anki genç nesil pek
bilemediği için şöyle tarif edeyim: Okumaya, okuduklarından etkilenip, dünyayı
değiştirme hedefi olan, konuşan, tartışan, uğraşan, didinen ve ortaya bir ürün
çıkaran azınlık bir grup idi. Azınlıktı ama etkisi oldukça güçlü bir
topluluktu. Ama İbn Arabi’nin Asabiye Teorisi, bir edebiyatçının da ‘şöyle bir
çabucak geçen alev yalaması’ olarak tarif ettiği gibi, doğdu-büyüdü ve öldü o
ruh. Şimdiki gençlik ise duyabildiğim kadarıyla sadece sosyal medyada, kafe ve
lounchlarda zaman öldürüyorlarmış ve 
biraz kimlik arayışında olanlar ise, 80’li ve 90’lı yıllara
öykünüyorlarmış. Başka da ortada somut bir ses yok, ses olmayınca yankı da
olmuyor görebildiğim kadarıyla. 

Aslında “yürekler acısı bir durum” diye tarif etmek
lazım. Kulağıma hep şu anki neslin bir şeyler yapmak istedikleri, yani bilgili
olmak ve öğrenmek istedikleri bilgisi ulaşıyor. Ama anladığım kadarıyla
istedikleri bilgi hızlı ve kolay bir şekilde edinilmesi gerekiyor, aksi hâlde
cazibesini hemen kaybediyor. Hiç tarihî bir tekkeyi ziyaret ettiniz mi? Ortada
büyük bir avlu, avluda abdest alabileceğiniz bir şadırvan ve kenar duvarlarda
ise, derslerin verildiği odaları görürsünüz. Rivayete göre bu odalara giriş
kapıları öyle alçak yapılıyor ki ancak eğilerek girmeniz gerekiyor ve bunun
gerekçesini ise ‘ilime saygı’ olarak açıklıyorlar. Aslında hem ilime saygı için
eğilecek, hem de biraz çaba göstermek için de büküleceksiniz.

Lafı fazla uzatmadan toparlayayım: Gazetemizin hem 20.
yılı hem de 250. sayısını tebrik ediyor, daha nice sayılara diyorum.                                           

Het bericht Doğuş 250. Sayı ve 20. Yıl verscheen eerst op Dogus.

View full post on Dogus

Tags: , , ,